Site Overlay

Boğaziçi’nden sesler yükseliyor!

2015’te AKP’den İstanbul 1. Bölge milletvekili aday adayı olan, 2002’de AKP Sarıyer İlçe Teşkilatı kurucuları arasında yer alan ve AKP’de çok defa görev almış olan isim Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri başta olmak üzere diğer üniversitelerin öğrencileri ve geriye kalan tüm bileşenleri ilk olarak sosyal medyada “kayyum rektör istemiyoruz” diyerek kuvvetli bir ses yükseltti. Bu sesin yarattığı kamuoyu ülke gündemine oturdu. Ardından Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin çağrısı üzerine 4 Ocak günü Boğaziçi Üniversitesi önünde binlerce öğrenci rektör atamasına karşı durmak ve üniversitelerin demokratikleşmesi talebini yükseltmek için toplandık.

Oldukça kalabalık olan bu eylemde ve daha sonra gerçekleşen eylemlerde elbette yalnızca Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri değil birçok üniversiteden gelen öğrenciler vardı. Çünkü rektör ataması salt Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik bir antidemokratik uygulama değildir. Uzunca bir vakittir akademik özgürlüğe ve üniversitelere saldırılarını yönelten AKP iktidarının gençlik ile yaşadığı kan uyuşmazlığı sebebiyle üniversite içerisinden kendi “makbul” üniversite ve üniversiteli kimliğini yaratamaması sonucu üniversitelere dışarıdan fetih politikası yürüttüğü açıktır. Özellikle de 2016 yılından itibaren bu saldırılarına hız verdiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla son atama da bu politikanın bir parçasıdır ve topyekûn üniversite gençliği başta olmak üzere üniversitelerin bütün bileşenlerinin karşısında durması geren bir süreçtir.

Nitekim gerek Boğaziçi Dayanışması’nın çağrıları ile İstanbul’da gerçekleşen eylemliklerde diğer üniversite öğrencilerinin katılımı gerekse de diğer illerde yer alan üniversitelerin destek eylemleri bu süreci ortaklaştırmıştır.

Tam bu noktada en büyük korkusu hedef tahtasına oturttuğu kesimlerin birlikte mücadelesi olan iktidar; akıl, izah ve hukuk dışı bir şekilde birçok arkadaşımızı sabah saatlerinde kapı, duvar kırarak yaptığı gözdağı operasyonu ile gözaltına alsa da ve havuz medya aracılığıyla haklı eylemliğimizi kriminalize etme girişiminde bulunsa da kitlelerde karşılık bulmayan senaryolarına bir yenisini eklemekten öteye gidememiştir.

Bunda etkili olan elbette başta Boğaziçi Dayanışması’nın diğer öğrenciler ve gençlik grupları ile dayanışma içerisinde süreci yürütme noktasındaki çabası ve sürekliliği sağlamak noktasında aldığı kararlardır.

Henüz devam eden ve tarihsel bir anlam taşıyan bu direnişin Melih Bulu’nun istifası ile sonuçlanması önemli bir kazanım olacaktır. Atananları atayanlardan bildiğimiz üzere Melih Bulu öylesine bir isim değil ya da tekil bir kişi değil ve bu direniş aynı zamanda arkasında, üniversite gençliğinin baskıcı AKP iktidarına karşı biriken öfkesinin de dışavurumunu barındırıyor. Bu noktada Melih Bulu’nun istifası şeklinde atılacak olan geri adım; üniversite merkezli bir kazanımın dışında saray rejimine karşı da alınan bir kazanım olacaktır.

Bu kazanım adına kararlı duruşu bulunduğumuz her birliktelikte görüyoruz. Öğrenci dayanışmasının, birlikteliğinin ve mücadelesinin yükseltilmesi önümüzde duran ilk görev olmakla beraber bu birlikteliğin süreklilik arz ederek “demokratik üniversite” mücadelesinin de dinamosu olması bir diğer olmazsa olmaz gereklilik olarak karşımızda duruyor.

Boğaziçi direnişinden deneyimler çıkarmalı ve mücadelemize güç katarak devam etmeliyiz.

Yaşasın Özgür Bilim Demokratik Üniversite Mücadelemiz!

Yaşasın Öğrenci Dayanışmamız!