Site Yer Paylaşımı

DirenÜniversite Öğrenci Dayanışması’nın 9. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi

Dünyanın içerisinde bulunduğu çoklu kriz ortamında 9. Genel Kurulumuzu; Türkiye ve Dünya öğrenci hareketinin önünü, eşitlik ve özgürlük mücadelesinden doğru açabilmenin olanaklarını yaratabilme perspektifiyle gerçekleştirdik. Genel kurulumuzda gerçekleşen politik değerlendirmelerin özetini ve değerlendirmelerden doğru belirlediğimiz yönelişleri sizlerle paylaşıyoruz.

Politik Durum Değerlendirmesi Özet Metni

Çoklu kriz; kapitalizmin yapısal dönüşümünden kaynaklı üretim modeli krizi, ekonomik birikim modeli krizi, liberal demokrasinin krizi, patriarkanın artık yönetememe krizi ve ekolojik kriz olarak cereyan etmektedir. Kuşkusuz yaşanan Covid-19 pandemisinin de bu çoklu krize tuz biber olduğu tarihsel bir dönemin içerisinde yer almaktayız. Bu dönem, içerisinde bulunduğumuz sınıflı ve daha birçok tahakküm biçimi barındıran toplumun ezilen kesimleri için; eziliş biçimlerinin derinleşmesi ve hissedilirliğinin her zamankinden daha fazla olması ile birlikte bu kesimler açısından aynı zamanda dönüşümün ve değişimin altyapısını oluşturması açısından iki boyut içermektedir.

Geçtiğimiz yıllarda neo-liberal politikalar, dünya çapında tahribatlara yol açarak ve başta işçi sınıfı olmak üzere üniversite gençliği dahil her kesimi güvencesizleştirerek günümüze gelirken bugün çözümleyemediği büyük bir tıkanış içerisinde. Bankalar, kredilere yara bandı rolü vererek ekonomi balonunun hava kaçıran noktalarını tıkayarak sönmesini engelleme çabasında. Bugün ekonomik sistemin sendelemesi bir bakıma yıkmak istediğimizi sallamak adına iyi görünse de ancak çelişki karşıtının var olabilmesiyle yoksul halkların mücadelesi açısından işlerlik kazanabilir. Aksi halde yoksul halklar açısından geçinememe, çıkılmaz borç batakları ve bu çelişkileri mücadelenin manivelası haline getiremeyen politik özneler; Türkiye ve dünya açısından eskinin çürüdüğü ama yeninin doğamama sorunu yaşadığı bir denklem olarak var oluyor.

Yoksullaşma günden güne derinleşir ve zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum gittikçe açılırken dünya da sağlık ve yaşam açısından büyük bir krizin eşiğine geldi. Pandemide yaşamları en çok etkilenen, sağlıklı koşullar sağlanmadan iş yerlerine gitmek zorunda bırakılan ve belki de işlerinden atılan emekçiler; evlere çekilme sürecinde şiddete maruz bırakılma oranları artan kadınlar ve LGBTİ+lar; koca koca ülkelerde belki yatacak bir yer, belki bir lokma yemek bulamayan mülteciler ve online eğitime ulaşma imkanı olmayan yoksul halkın çocukları oldu.

Sermayesini büyütmekten başka hiçbir şeyi önemsemeyen bu sistemin, ekonomik krizin yanı sıra ekolojik krizin de sebebi olduğunu biliyorduk ancak bu salgın bize ekosistemlere müdahale edilmemesi ve ekolojik krize en hızlı şekilde çözüm bulunması gerektiğini en somut hali ile yeniden hatırlatmış oldu.

Kapitalist sistem ne zaman sallantıya girse dünyanın dört bir yanından imdat sesine koşan totaliter rejimlerin bu sallantıda da yaygınlaşıp güçlenmesine ve halklarda biriken öfkenin sağ-otoriter popülist rejimlere kanalize ediliyor görüntüsüne rağmen 21. yüzyılın daha ilk çeyreği çok sayıda ve önemli halk isyanlarına sahne oldu bile. Ancak Türkiye’de Gezi ile açığa çıkan, halkların eşitlik ve özgürlük isteğinden dolayı sokakları dolduran öfkesi; faşizmin hortlama çabalarından ve kurumsallaşma gayretlerinden dolayı baskılanmaktadır. 2013’te sokaklara taşan neşeli ve rengarenk öfkenin kendini tekrardan göstermemesi için kurumsallaşmaya çalışan yeni siyasi rejim beton harcını olabildiğince bu öfkeyi baskılamak ve dağıtmak üzerine karmaktadır.

Savaşlar üzerinden ilerleyen bir dış siyaset mevcut. İç siyasette ise muhalefeti sürekli olarak operasyonlar, sokak dinamiğinin engelleme, yargıyı tek adam rejiminin iki dudağı arasına sıkıştırma, kayyum siyaseti ile var olan demokrasicilik oyununu dahi rafa kaldırma, işçi sınıfının kıdem tazminatı ve grev hakkı gibi kazanılmış haklarına OHAL’i olağanlaştırarak saldırma, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması gündemi üzerinden kadın hareketine yüklenme, Kazdağları’ndan Cerrattepe’ye nefes kaynağımız olan doğaya yandaş şirketler ile saldırı, yaşam alanlarını savunan köylülere jandarma şiddeti ve daha sayamayacağımız kadar çok baskı yöntemi ile yok etme ve tek olma yönelişleri…

Var olan krizin bir ayağı da postmodernizm ve posttruth ile birlikte derinleşen düşünsel kriz. Düşünsel üretim mekanizmalarının kısıtlılığı ve postmodernizmin yarattığı hedefsizlik… Sisteme karşı memnuniyetsizliğin günbegün arttığı ancak yerine neyin koyulabileceği konusunda kafa karışıklıklarının da mevcut olduğu bir dönemdeyiz.

Bu kafa karışıklıklarına cevap üretmesi beklenen kesimlerden biri olan üniversite öğrencileri açısından gelen pandemi ile gündemimize giren online eğitim ise, akademi içerisindeki antidemokratik uygulamaların arttırılmasının zemini olarak kullanılıyor. Üniversitenin tüm bileşenleri, karar alma süreçlerinden tamamen dışlanıyor ve alınan kararlar tamamıyla sermayenin çıkarı doğrultusunda şekilleniyor. Aynı zamanda uzun zamandır belki de akademinin krizi olarak adlandırabileceğimiz her açıdan niteliksiz akademiler için bu süreç, krizin derinleşmesi anlamı taşıyor.

Akademi ayrıksanamaz olsa da peki ülke çapında demokrasi ve demokrasi mücadelesinin seyri nasıl diye daha derin bakacak olursak: Neoliberal politikalarla şekillenen liberal demokrasi, yalnızca siyasal ölçütler ile tanımlanıyor. Sosyal ve ekonomik haklar demokrasi alanından yadsınırken kültür kavramı ön plana çıkartılıyor. Ulusal, etnik, dinsel ve kültürel kimlikler daha belirleyici hale gelirken sosyal adalet gözden düşüyor.

Kendi içindeki çelişkilere ve güç savaşlarına rağmen yürütme, parlamento karşısında zaferini ilan etmesinin ardından prömiyerini büyük bir “şıklıkla” yapıyor. Temsili demokrasinin izin verdiği ölçüde dahi halk iradesinden bahsetmek artık söz konusu değil. İnsan hakları ise eskiden yalnızca hukuk metinleri üzerinde yazan ve toplumsal karşılığını bulamayan bir konumdayken bugün gelinen noktada metinler üzerinden dahi silinmek isteniyor. Ekonomi yönetiminde restorasyoncu güçlerin öne çıkardığı söylem olan “iş bilmeyen, yönetemeyen kurmay” söyleminin yanı sıra yapısal bir sorun olduğu da açıktır.

Heybemizdeki düşünceleri bağlama niyetiyle; en nihayetinde kapitalizmin yaptıkları, yarattıkları, yıktıkları ve içinden çıkamadığı krizleriyle artık yaşlanmış bir toplum biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Yaşlanan bu sistemde en genç olanlar ise bir ev ve bir araba için ömrünü feda etmek istemeyen, yani sisteme en uzak olan Biz’leriz.

Böyle bir tarihsel momentte toplumsal mücadele dinamiklerinin dinamo parçası olan gençliğin enerjisi is, küf, çürüme kokan bu sistemin yıkılması için kritik önemdedir. Ayrıca eşit ve özgür toplumun kurulması da gençliğin iradesi sayesinde olabilir. Yıkıcı ve aynı zamanda kurucu özneleri içerisinde bulunduran gençliğin her katmanında mücadeleyi büyütme sözüyle…

Tarihsel olarak üzerimize düşen rolü oynama ümidiyle…

Dayanışmayla…

Sisli havada rotamız: Politik Yönelişlerimiz

1- Kapitalizmin çoklu krizine karşı antikapitalist mücadele hattını yükseltmek ve bu doğrultuda yetkinliğimizi arttırarak ideolojik ve pratik karşılıklar geliştirmek, her alandaki sorunlu uygulama ve politikaları teşhir etmek.

-Kurumsallaşan faşizmin yarattığı korku ve baskı atmosferini kırmak ve biriken öfkenin, örgütlü ve hedefli bir noktaya kanalize olabilmesi için dayanışmayı ve umudu büyütmek.

-Hukukun krizi ve yaygınlaşan hukuksuz, keyfi politikalar karşısında hukuk mücadelesini ezilenlerden doğru yükseltmek.

-Sermayenin sonsuz büyüme güdüsüyle açığa çıkan ekolojik krizin önüne geçebilmek adına anti-kapitalist ekoloji alanında ideolojik netlik kazanarak eko-politikalar üretebiliyor olmak ve bunun çalışma alanlarımızda ön açıcısı olabilmek.

2- Öğrencilerin öğrenim hayatı boyunca geçinememesi ve ileriye dönük iş ve gelir güvencesinden yoksun bırakılması ve aynı zamanda bir bütün olarak yaşamın güvencesizleştirilmesine karşı her alanda güvence mücadelesini kolektif şekilde büyütmek.

3- Hiyerarşi, bilginin metalaştırılması ve şirketleştirme politikaları ile şekillenen ve böylece düzen içerisinde çözülemez bir kriz içerisine giren mevcut üniversitelerin tam karşısında düşünce özgürlüğünü, metasızlaşmayı ve doğa toplum yararına bilimsel üretimi esas alan alternatif akademi mücadelesini yükseltmek.

Tüm Hakları Saklıdır. © 2020 DİREN ÜNİVERSİTE