Site Yer Paylaşımı

HAYDİ (Hayvanlarla Dayanışma İnisiyatifi)

Hayvanlarla Dayanışma İnisiyatifi, sosyalist veganizm çizgisinde, sömürünün ve tahakkümün her türlüsünü reddeder. Veganizmi etik/ahlaki bir yaşam biçimden daha çok dünyayı eşitlikten ve özgürlükten yana değiştirmek için verilen politik bir mücadele hattı olarak görür.

Anti-kapitalist ve örgütlü bir mücadele yöntemi benimser. Mevcut ekolojik krizin en büyük sorumluluğunu kapitalist ilerlemecilikte ve hayvan sömürüsünde görür.

Türcülük ve heteropatriarkanın birbirine içkin olduğunun, kadın ve hayvan bedeni üzerinde kurulan tahakkümün ortaklığının ve etin cinsel politikasının bilinciyle kendisini cinsiyetçiliğin karşısında konumlandırır. Feminizm ve veganlığın kesişim noktalarını araştırır, politikasını toplumsal cinsiyet eşitsizliği bilinciyle besler.

En basit gündelik hayat pratiğinden, en büyük siyasal politikalara kadar her yerde hayvan özgürlüğünü önceler ve hayvanların insan tahakkümünden özgürleşmeleri için eylemliliği savunur.

NASIL BİR YAŞAM İSTİYORUZ?

Hiçbir duyarlı canlının sömürülmediği, esaret hayatı yaşamadığı, bir hakimiyetin nesnesi olmadığı; doğayla barışık, eşit ve özgür bir yaşam istiyoruz.

Rekabet ve sömürü üzerinde yükselen sistem, biz insanları çarkları arasında ezmeye çalıştığı gibi, insan merkezci düşünce de hayvanlara ve dünyanın geri kalanına da aynı zulmü gerçekleştiriyor. Bu zulüm gücünü sömürüden alır. Endüstriye ve insan hizmetine mal olmuş hayvanlar, bize asla gösterilmeyen bir vahşetle; et, süt, yumurta, giyim endüstrilerinde, hayvanat bahçelerinde, sirklerde, taşımacılıkta, türlü turizm etkinliğinde ve bilim ve kozmetik deneylerinde metalaşmış hayatlardır.

Hayvanların metalaşmasına karşı, birincil olarak acısız bir yaşam hakları olduğunu savunuyoruz.

Kapitalistleşmeyle birlikte dünyaya/canlılığa hiç olmadığı kadar zarar verilmiştir ve bu katlanarak devam etmektedir. Hep daha fazla tüketim üzerinden şekillendirilen dünyada; yaşayanlar üzerindeki tahribat, çeşitli propaganda araçlarıyla örtülmüş ve süslenmiş ve yaratılan metalar ihtiyacımızmış gibi gösterilerek tüketmek zorunda olduğumuz inandırılmıştır. Hayvanların ve doğanın mülk olarak görüldüğü ataerkil sınıflı toplum yapısında, aşağı konumda olanlar daima sömürüden ve tahakkümden payını almıştır.

Özgürlük hepimiz eşitlendiğinde gerçekleşecektir. Bütün hayvanlar; sömürüden, ticarileşmeden, tecavüzden, şiddetten, aşağılanmadan, hapis hayatından kurtulana kadar, doğaya verilen zarar son bulana, sınıflı toplum yapısı ortadan kalkana kadar mücadelemiz devam edecektir.

Mücadelenin amacı, insan ve hayvan sömürüsünden beslenen kapitalist-rekabetçi düzeni yıkmakla birlikte hayvan sömürüsüne ve doğa üzerine kurulan tahakküme de son vermektir. Bu mücadele mutlaka değiştirici ve dönüştürücü olmalıdır.

İLKELERİMİZ

Hayvanlar mülk değildir, kullanılamazlar.

Biz insanlar gibi hissedebilen ve zannedilenden daha fazla bilince sahip olan hayvanların aynı biz insanlar gibi acısız bir yaşam hakları vardır. Hayvanların insan egemenliğinde yaşamalarını ve sistematik işkenceye tabi tutulmalarını asla kabul etmiyoruz. Hayvanlar eğlence, spor, giyim, beslenme, kozmetik, sağlık, cinsel obje vb. amaçlarla kullanılamazlar.

Sahip olduğumuz sosyalist vegan ideoloji, her türlü sömürü ve tahakküm ilişkisini reddeder ve bunun mücadelesini verir. Veganlar hayvanların yaşama hakkını savunur, onları öldürmez, yemez, kullanmaz, hapsetmez, kendi çıkarı doğrultusunda zorbalık yapmaz. İnsanı merkeze koyan hümanist bakış açısına karşıdır. İnsan da diğer canlılar gibi dünyanın bir parçasıdır, doğadan ve diğer türlerden bağımsız değildir. İdeolojimiz bütüncül bir düşünce yapısından doğar. Bu nedenle türcülüğe, ırk, dil, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, sınıf ayrımcılığı, din, mezhep gibi ayrımcılıklara karşı durur.

Anti-Kapitalist ve Örgütlü Mücadele Şarttır

Kapitalizm kendinden önceki tahakküm ilişkilerini, kâr edebildiği ölçüde sürdürür ve hatta bunu misliyle katlar. Bu bağlamda hayvan sömürüsü kapitalizmle başlamamış olmakla birlikte kapitalizm, hayvan sömürüsünü yüzlerce kat arttırmış ve gerçek olmayan bir ihtiyaç haline getirmiştir. Hayvan sömürüsü dışında milyonlarca insanın kolektif emeği ile ürettiğine el koyan bir grup azınlığın saltanatında yaratılan kitlesel yoksulluklar da yok edilmesi gereken eşitsizliklerin biri olarak önümüzde durmaktadır.

En nihayetinde de kapitalizm kendinden önceki yaşam tarzları gibi günü gelip de sona erdiğinde hayvan sömürüsü aniden sona ermeyecektir. Fakat kendini metalaştırma, sömürü ve rekabet üzerinden var eden bir paradigma ortadan kalktığında, yaşamın ve biz insanlar olarak çevremizle kurduğumuz her bir ilişkinin eşitlik ve özgürlük temelinde gerçekleşmesi çok daha kolay ulaşılabilir bir şey haline gelecektir.

İşte bu sebeplerden dolayı hayvan sömürüsüne karşı olmak kapitalizme karşı olmayı gerektirir.

Örgütlü mücadele; gelecekte kuracağımız komünal kolektif yaşamın tohumlarıdır. İnsanları her anında yalnızlığa iten ve böylece yaşamı şekillendirmeye yönelik her eylemi başından kesip atan ben-merkezci/bireyci anlayışa karşı hayatı daha eşitlikçi ve özgür bir yer haline getirmek mutlaka kolektif eylemin bir ürünü olacaktır.

Tahakküme Her Alanda Savaş

Hayvan sömürmeyi, hayvan bedenlerini yemeyi, avlamayı, giyinmeyi, taşıt olarak kullanmayı, üretim sürecinde hayvan kullanımı, cinsel istismara uğratmayı, pornografide hayvanı objeleştirmeyi hatta kadın bedeni üzerinden de ete cinsel bir politika yüklemeyi gücün kaynağı olarak gören zihniyet, potansiyel erkek şiddetinin de temellerindendir. Hayvan sömürüsü erkek tahakkümünün ayrılmaz bir parçasıdır. Hayvan sömürüsünü bilinçli olarak reddetmek patriarkaya vurulan ağır bir darbedir.

Diren Doğa

Hayvan sömürüsünün legal kurumları olan beslenme, sağlık, kozmetik, giyim, hizmet ve eğlence endüstrileri hem hayvanların yaşama hakkını yok sayar hem de tükettiği kaynaklar bakımından ekolojik kıyımın temel sebeplerindendir. Küresel ısınmaya sebep olan sera gazı salınımının büyük bir yüzdesini hayvansal atıklar oluşturmaktadır. Sadece et üretimi bile çevre kirliliğine, ormansızlaşmaya, toprak erozyonuna ve verimli toprak kaybına sebep oluyor ki bu da dünyanın biyolojik çeşitliliğine zarar veren önemli bir etkendir. Üzerinde yaşadığımız gezegene zarar vermeye devam edersek yaşayacak başka bir yerimizin olmadığını farketmemiz gerekmektedir. Yaşamdan yana olmak bizim en temel görevimizdir.

Tüm Hakları Saklıdır. © 2020 DİREN ÜNİVERSİTE