Site Overlay

Müdahil Hukukçular Topluluğu

BİZLER HUKUKSUZLUĞU ÖĞRENMEYECEĞİZ!

Gençliğin değiştirici, dönüştürücü ve dinamik gücüne dayanan ve kendisini adalet mücadelesinin bir parçası olarak gören Müdahil Hukukçular Topluluğu, hukuk öğrencilerinin mücadeleye bugünden başlamalarının gerekliliğine inanır; bu doğrultuda hukuk fakültesi öğrencilerinin üniversite içerisinde bulamadığı özgür tartışma ortamlarını yaratmaya çalışır. Bir araya gelişlerdeki akıl yürütmelerin, hukukun özüne dair sorgulamaların, adaletin hangi koşullarda sağlanabileceğine yönelik tartışmaların, mevcut hukuk kurallarının sınıfsal niteliğinin ve özel mülkiyet temelli oluşumunun, ilerleyişinin ve egemen tahakküm ilişkilerinden doğru şekillenişinin ifşasının; ezilenlerden yana, eşit ve özgür bir toplum tahayyülü taşıyan bir hukuku mümkün kılacağını düşünür. Ne haktan ne hukuktan bahsetmenin mümkün olduğu bu sistemde, tüm tahakküm biçimlerini karşısına alarak, iktidarlar tarafından sömürünün, şiddetin, baskının aracı haline getirilen hukuku; toplumsal adalet mücadelesinin bir dinamiği haline getirmek için mücadele eder. Eşitsizliğin ve adaletsizliğin mevcut olduğu her konuya müdahildir.

Çoklu krizlerin egemen olduğu bugünün dünyasında insan hakları krizi başta olmak üzere topyekûn burjuva demokrasisi ve burjuva hukukunun krizi ortada olan bir gerçekliktir. Kapitalist üretim ilişkilerinden şekillenen her üst yapı kurumunun kaderinde olduğu gibi burjuva hukuku da sistemin gidişatı ile orantılı ilerleyiş içerisinde dipte yaşanan sallantılardan nasibini almaktadır. Dünya ve toplumlar her geçen saniye değişim, gelişim içerisindeyken ve bu değişimden yeni toplumsal ihtiyaçlar doğarken; hukukun hantal yapısı ve eski yasalarla devam ısrarı, aslen burjuva hukukunun toplum derdi olmayışından ve bir grup azınlığın her yönüyle eskiyen çıkarlarını savunma ısrarından başka bir şey değildir. Var olan hukuk düzeninin özgürlük anlayışı; aslen sermayenin dolaşım özgürlüğü, bir zenginin gönlünce seyahat özgürlüğü, bir devletin toplum ve bireyin hak ve özgürlüklerini kısıtlama özgürlüğünden başka bir şey değildir. Bir grup azınlık dışında özgürlüğe sahip olmayan zincirli bir toplumda genele atfedilen özgürlük yalnızca illüzyondur. Bizler Afrika’daki bir çocuğun, Amerika’daki bir siyahın ve Asya’daki bir kadının; Avrupa’daki beyaz erkek ile aynı anda ve aynı toplumsal karşılığı olan eşitlik, adalet ve özgürlüğe kavuştuğunda gerçek özgürlükten bahsedeceğimizi biliyoruz.

Hukuku yalnızca hukukla, hukuki kavramlarla açıklamak tıpkı dünyayı salt hukukçu bakış açısıyla anlamlandırmak gibi imkansızdır. Hukuk, toplumsal bir fenomen olarak içerisinde yer aldığı toplumdan, o toplumun tarihinden, sınıflar arası ilişkilerden, ezen ve ezilenler arasındaki dinamikten bağımsız değildir. İdealize edilen ve sanki bir başka dünyaya ait bir kavrammış gibi anlaşılan hukuku, tarihsel materyalist bir zeminde tartışmadan, onun toplumsal mücadele içerisindeki dönüştürücü rolünü kavrayabilmek mümkün değildir.

Depolitizasyona uğrayan, tekniğe indirgenen bir insan hakları anlayışı pratik hayattaki hiçbir probleme yanıt olamayacaktır, soyutlamalardan ibaret olmayan, hayata dokunan bir hukuk anlayışı gereklidir. İrade serbestisi dahil olmak üzere en temel kavramların içerisinde bulundurduğu çelişkilerin peşine düşmeden ne hukuk metinleri ne de topyekûn hukuk sistemi anlaşılabilir. Sözleşme tarafları olarak soyutlanan işçi ve patronun irade serbestisine dayalı sözleşmeler yapmadıkları, bir taraf eğer çalışmazsa açlığa mahkûm olacağından, en insani olmayan koşullarda dahi o sözleşmeyi imzalamak zorunda bırakıldığından bellidir. Hukuk kurallarına içkin olan değer ve dolayısıyla hukukun içeriği, hukuka nereden yaklaştığınızla ilgili bir meseledir. Ezilenlerden yana bir hukuk anlayışı, adaleti tesis etmenin tek yoludur. Mevcut eşitsizlikleri ve statükoyu korumanın bir aracı olarak inşa edilen hukuku, bulunduğu bağlamdan kopartıp yalnızca şekli olmayan bir eşitliği sağlamanın aracı haline getirmenin yolları aranmalıdır. Tam bu noktada Themis’in göz bağının açılma vakti gelmiştir. Eşitsiz, sınıflı bir topluma ve o toplumun her bireyine gözü bağlı eşit yaklaşım eşitsizlikleri derinleştirmekten öteye gidememektir.

NE YAPMALI?

Bugün hukuk metinlerinde yer alan her temel hak ve özgürlük, ezilenlerin verdiği mücadelenin ve onların taleplerinin bir sonucudur. En gelişkin olduğu anda bile herkese eşit bir yaşam sunmaktan uzak olan insan hakları rejimi ve tarihsel kazanımlar, geliştirilmesi gerekirken günden güne geriletilmekte, kapsamı devletler lehine daraltılmaktadır. Biz toplumdan yana olan hukukçulara düşen:

Neo-liberalizm ile birlikte sağ-otoriter rejimlerin ve faşizmin yükselişine paralel olarak insan haklarının da derin bir krizde olduğu bugünlerde, var olan kazanımlarımızı savunmak ve yeni kazanımlardan söz edebilmek için dönüştürücü bir irade olabilmektir.

Yaşam hakkının ölçütünün yalnızca hayatta kalabilmek olmadığını, toplumun her kesiminin insan olmanın gerektirdiği asgari ihtiyaçların karşılanacağı güvencesine sahip olması gerektiğini hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Mevcut hak ihlalleri ile mücadele ederken, var olanla yetinmemek ve başka bir dünya ufkunu kaybetmemektir.

Düzenin hukukunun uygulayıcısı olmayı değil, düzenin içerdiği adaletsizliğin karşısında durmayı tercih etmektir.

Objektif ve tarafsız olduğunu iddia eden ancak egemen olanın çıkarlarından yana olan burjuva hukuku karşısında ezilenlerden yana konumlanabilmektir.

Güvenlik parolasını özgürlük talebine önceleyen ve eşitliği tamamıyla bir kenara bırakan devlet politikaları ve bu politikaların hukuki alandaki izdüşümlerinin yarattığı illüzyona kapılmamaktır, eşitlik ve özgürlük bir arada bulunmadıkça ikisinin de yokluğa mahkûm olduğunu bilmektir.

Adalet mekanizmasının güç ilişkilerine bağlı olduğu bir sistemde, adalete cüret edebilmektir.

Üniversitelerde ifade özgürlüğünü kullanan öğrencilerin soruşturmalarla susturulmaya çalışıldığı, özel güvenlik zoru ile baskılandığı, kampüslerin her yerine yerleştirilen kameralar ile öğrencilerin her türlü faaliyetinin denetlendiği, kayıt altına alınan öğrencilerin hedef gösterildiği; emekçilerin hiçbir dayanak olmadan keyfi bir şekilde işlerinden atılabildiği; binlerin açlıkla sınandığı; çocukların işgücü olarak görüldüğü, bombaların ortasında yaşamak zorunda kaldığı, devlet destekli vakıflarda istismara maruz bırakıldığı, aile içerisinde birey olarak kendilerini var edemediği; polis şiddetinin olağanlaştığı ve kutsandığı; devlet tarafından tanımlanan ve istenen kimlikler dışında hiçbir varoluşun tanınmadığı ve sistematik olarak ayrıştırıldığı, marjinalleştirildiği; hiçbir kurum veya oluşumun engellilerin erişim olanaklarını sağlayacak biçimde dizayn edilmediği; demokrasinin sandığa indirgendiği; milletvekillerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin dört duvar arasına kapatıldığı; insan hakları anıtının polis ablukası altına alındığı; Soma’da madencilerin tekmelendiği; koca bir coğrafyanın sokağa çıkma yasaklarıyla yaşamaya mahkum edildiği; barış istemenin suç sayıldığı ve barış isteyenin sivil ölüme mahkum edildiği; Gezi davasında olduğu gibi sanık ve mağdurların yerinin değiştirildiği, yargılanması gereken kolluk kuvvetinin mahkemelerce mağdur kabul edildiği; hilenin, zorbalığın hiç olmadığı kadar meşru sayıldığı bugünlerde biz hukukçulara düşen despotizme biat etmek değil, adaletsizlik her neredeyse ifşa etmek ve hesap sormaktır.

TÜM TAHAKKÜM BİÇİMLERİNE KARŞI MÜCADELE

Müdahil Hukukçular Topluluğu, üniversitelerde akademik özgürlüğün tamamıyla askıya alınmasına, akademik kadroların iktidar atamaları ile şekillendirilmesine, başta öğrenciler olmak üzere üniversite bileşenlerinin karar alma süreçlerinden tamamen dışlanmasına ve antidemokratik karar alma mekanizmalarına, ana dilde eğitimin engellenmesine, bilimsel üretimin sermaye yararına şekillendirilmesine, üniversitelerin şirketleştirilmesine, ücretsiz eğitim hakkının gaspına, eğitime erişimdeki fırsat eşitsizliğine, akademisyenler üzerinde oluşturulan baskı ve sansüre, hukuksuz ihraçlara, disiplin soruşturmaları ve özel güvenlik baskıları ile öğrencilerin sindirilme politikasına, üniversite içerisindeki ifade ve örgütlenme özgürlüğünün muhalif öğrencilerden doğru kısıtlanmasına, öğrencilerin bir araya gelişlerinin ve her türlü dayanışma kanalının engellenmesine ve yaşanılan tüm hak kayıplarına karşı mücadele eder.

İşçi sınıfının var olan düzen içerisindeki kazanılmış haklarına dönük saldırılara, iş cinayetlerine, emeklerinin karşılığını alamamalarına, sigortasız, esnek, sağlıksız ve güvencesiz çalışma koşullarına, kıdem tazminatının ellerinden alınma girişimine, sendikalaşma süreçlerinde uğradıkları mobbing, baskı ve işten atılma süreçlerine, çeşitli yöntemlerle grev haklarının engellenmesine karşı; hayatları iş alanlarına sıkıştırılan işçilerin yaşanabilir bir hayat sürmeleri için mücadele eder. Eşit bir toplum için dinamik olma girişimindedir.

Kadınların patriarkaya karşı verdikleri mücadelenin hukuk alanındaki yansıması olan kazanımların savunulması, cinsiyet kimlikleri arasındaki eşitliği savunan her hukukçunun görevidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görmeyen hiçbir teori, kurum ve mücadele tam değildir. Ev içi emeğin yeniden üretiminde kadının emeğinin görünmez hale getirilmesi ve karşılığının verilmemesi, eşitsizliğin çıkış noktasının silikleştirilerek sistemsel bağlamından kopartılıp çözümün bireylerin eğitilmesine indirgenmesi, beden politikalarıyla kadın bedeninin denetim altına alınması, eşit işe eşit ücret ödenmemesi, devlet kurumlarının failleri koruması ve yargı kararlarıyla her gün yeniden üretilen cezasızlığın azmettirici niteliği göz ardı edilerek hukuk metinlerinde geçen tek cümlelik ‘’kadın erkek eşitliği’’ ile yetinilmektedir. Müdahil Hukukçular Topluluğu toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı her zeminde mücadele eder.

Heteropatriarka, heteronormative ve cisseksizmden kaynaklı nefret suçlarıyla mücadele etmek ve LGBTi+ öznelerin hak mücadelesinin müttefiki olmak, adaletin tüm cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimler için tesisinin gereğidir. Müdahil Hukukçular Topluluğu, kendisini homofobinin ve transfobinin karşısında konumlandırır ve LGBTi+’ların kazanımlarının korunması için hukuki zeminde mücadele eder.

Müdahil Hukukçular Topluluğu ekolojinin kapitalist talanına; insanın doğaya yabancılaşmasına, havanın, toprağın, suyun özelleştirilmesine ve kirletilmesine; yaşam alanlarının tahribatına, sermaye yararına ekosisteme müdahale edilmesine karşı ekolojik bir hukuk ve ekolojik bir yaşam için mücadele eder. Doğayı talana açan hukuksuz ÇED raporlarına, ekoloji için mücadele eden özneleri dava yoluyla engelleme girişimlerine, yaşam savunucularına dönük hukuksuz polis engellemeleri ve saldırılarına karşı mücadele eder. Yerellerdeki ekoloji mücadelelerini destekler.

Bilinçli ve sezgisel tüm canlıların sömürüden uzak bir yaşam sürme hakkı vardır ve hukukun temel ilkelerinden olan kanun önünde eşitlik ilkesinin tüm canlı türlerini kapsaması gerekmektedir. Bu doğrultuda hayvanlar mal statüsünden çıkartılmalı ve hukuki statüleri anayasal hak özneleri olarak düzenlenmelidir. Hayvan hakları yasalarının insanların çıkarları doğrultusunda düzenlenmesi değil, tüm hayvanların acıdan uzak bir yaşam sürmelerinin güvence altına alınması gerekmektedir.

Tek bir ulusun varlığını esas alan, Türk kimliğinin dışında kalan kimliklerin (Kürt, Ermeni, Roman, Arap, Rum, Çerkes, Alevi, Hristiyan, Yahudi, Afgan, Afrikalı, Suriyeli vb.) varoluşunu, kültürünü, dilini tanımayan politikaların karşısındadır. Tüm kimliklerin barış içerisinde ve eşit haklara sahip olarak yaşamasının gerekliliğini savunur ve aynı zamanda ulusların kaderini tayin hakkının varlığını kabul eder.

Başta emperyalist paylaşım savaşları olmak üzere çeşitli sebeplerle yaşadıkları coğrafyayı ve oradaki hayatlarını, işlerini ve ailelerini terk etmek zorunda bırakılan mültecilerin gittikleri ülkelerde statüsel tanınmayışları, ırkçılığa maruz bırakılışları, sigortasız ve düşük ücretle çalıştırılma gibi mecburiyetlere zorlanışları, maruz bırakıldıkları cinsel şiddetler ve insanlık onuruyla bağdaşmayan muameleler ile karşılaşmaları hukuk açısından acil olarak ve etkin bir şekilde ele alınması gereken temel meselelerden biridir. Müdahil Hukukçular Topluluğu mültecilerin uğradıkları her türlü hak kayıplarına karşı mücadele eder.

Devlet ve sistem eliyle şekillendirilen ve belirlenen din ve vicdan özgürlüğü hakkının kapsamının, bireylerin özgür iradeleriyle ve gerçek anlamda özgürce yaşayabilecekleri yönde genişletilmesi için mücadele eder. İnancın ve kültürün; bir grubu yahut kesimi tahakküm altına alma, baskılama ve bu aracılıkla ulus devletin istediği yurttaş yahut topluluk haline getirmeye yönelik düzenlemelerle farklılıkları ortadan kaldırma aracı olmaktan çıkartılması gerektiğini savunur.

MÜDAHİL HUKUKÇULAR TOPLULUĞU

Copyright © 2020 DİRENÜNİVERSİTE. All Rights Reserved. | SimClick by Catch Themes