Site Yer Paylaşımı

ÜNİVERSİTELİLER AÇISINDAN COVİD-19 BİLANÇOSU

Covid-19 sebebiyle kimimiz evlerde kalırken kimimiz de yaşamımızı devam ettirebilmek için çalışmak durumunda bırakılıyoruz. Eşitsizliği derinleştiren bir pandemi sürecinin içerisindeyiz. Ve üniversiteliler olarak neler yaşadığımızı, salgının hayatımızdaki etkilerini bir rapor haline getirdik. Sizlerle paylaşmak istiyoruz.

*Raporun görsel hali ve videosu yazının sonundadır.

ÜNİVERSİTELİLER AÇISINDAN COVİD-19 BİLANÇOSU

Birkaç ay içerisinde pandemiye dönüşen, sosyal etkileşimi asgari düzeye indirme zorunluluğu ile tüm dünyada zorunlu ya da tercihi karantina koşulları yaratan Covid-19, Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkmıştı. Tüm dünyada hızla yaygınlaşan Covid-19’un yarattığı koşulların Türkiye’deki izdüşümü, henüz bir ayını doldurmuş bir karantina süreci oldu. Bu raporda, karantinanın üniversite öğrencileri açısından bilançosu ortaya konulmaya çalışılacaktır.

13 Mart 2020 tarihinde YÖK üzerinden üniversitelere bildirilen mesajla 16 Mart’tan itibaren 3 haftalık süre ile eğitime ara verileceği duyuruldu.  Ardından 23 Mart tarihinde YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın “Bu sene bahar dönemi eğitim öğretim sürecini sadece uzaktan eğitim, açık öğretim ve dijital öğretim imkanları ile sürdürmeye karar verdik. Yani bahar döneminde yüz yüze eğitim yapılmayacaktır.” ifadeleri ile eğitim ve öğretimin devamına yönelik çizilen yol haritası, kamuoyuyla paylaşıldı.

Geçtiğimiz 1 ay itibariyle birçok üniversitede başlatılan uzaktan eğitim pratiği, gerekli hazırlığın yapılmamasından ve doğru yönetim eksikliğinden kaynaklanan birçok sorunu ve mağduriyeti de beraberinde getirdi. Bu raporda bahsi geçen sorunlar ortaya konulurken izlenecek perspektifin genel odağı öğrenciler olacaktır. Bu tercih özelleştirilmiş bir çalışma yapma çabasından ibaret olup ülke genelinde işsizler, işçiler, emekçiler, mülteciler ve yoksul halklar için karantina sürecinin hayati problemleri de beraberinde getirdiğinin bilinciyle herhangi bir değer atfı ile önem sıralaması yapılmamıştır.

Yaşanan mağduriyetler üç başlık altında gruplandırılabilir: Uzaktan eğitimin sorunları, karantina süreci ile birlikte öğrenciler açısından yaşamın idamesi ve diğer sorunlar.

Uzaktan Eğitimin Sorunları

23 Mart tarihi itibariyle eğitimin dijital platformlara taşınması ile birlikte, 2019-2020 akademik yılının bahar döneminin bu değişim doğrultusunda yeniden planlanması gerekti. Bu planlamaya göre eğitimin açık öğretim ve dijital öğretim imkanları ile sürdürüleceği duyuruldu. Öğrencilerin yüz yüze kaldığı en yaygın problem, sahip olunan imkanların eşitsizliğinin getirisi olarak uzaktan eğitime erişim sağlamak için elzem nitelikte olan internet altyapısı ve elektronik cihazların eksikliğiydi.

21. yüzyılda, iletişim olanaklarının bunca geliştiği bir dönemde, Türkiye’de öğrenim görmekte olan üniversite öğrencileri, özellikle büyükşehirlerde; barınma, beslenme, ulaşım gibi hayati ihtiyaçlarını ailelerinden gelen herhangi bir destek olmaksızın sürdüremezken internete erişim olanakları da sınıfsal bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Öğrencilerin mağduriyetlerini dile getirmelerine karşın yetkililerden gelen ‘’Okulu dondurma hakkı’’ açıklamasıyla birlikte, söz konusu sınıfsal niteliğin karar alma süreçlerinde dikkate alınmayacağına yönelik duyulan endişe somutlaşmıştır. Okulu dondurma hakkı ile ilgili verilen sürede hem sınavlara dair izlenecek yolun aktarılmamasından doğan belirsizlik hem de dondurma dahilinde dönemlik ya da yıllık uzama sürecinde KYK bursu alımının devam edilip edilemeyeceğinin belirtilmemiş olması öğrencilerin durumunu zorlaştırmaktadır. Eğitime erişim sağlayamayan öğrenciler gibi erişime sahip konumdaki öğrenciler de çeşitli problemler yaşamaktadır. Dijital platformda yapılmaya başlanan derslerde sistemsel sorunlar ortaya çıkmakta ve öğretim görevlilerine gerekli teknik ve teorik destek sunulmamaktadır. Karşılaşılan sorunlar, alt başlıklar halinde ortaya konulacaktır.

  • Canlı Yayınlarla Sürdürülen ve/ya Sistem Üzerinden Erişime Açılan Ders Niteliği

Altyapı eksikliği ve internete erişimden kaynaklı olarak ders esnasında internet bağlantısının kopması, sistemin öğrenciyi dersten atması, sürekli gerçekleşen görüntü donması, ses kesintisi, sesin boğuk yahut derinden gelmesi, yavaşlama vb. problemler yaygın olarak görülmektedir.

Tüm bunlara 2-3 saatlik sürelerde işlenen konuların birçok okulda 1 saate sıkıştırılma zorunluluğu eklenince konular eksik ve derinleşmeden anlatılmakta ve eğitimin niteliğinde ciddi kayıplar gözlemlenmektedir. Konu anlatımlarındaki eksiklik, ödevler ile giderilmeye çalışılarak sürecin taşıyıcılığı ve sorumluluğu öğrencilerin omuzlarına yüklenmiştir. İçerisinde bulunulan koşulların olağanüstü niteliği göz önüne alındığında bu sorumluluk birikimi, birçok parametre sebebiyle zorlaşması muhtemel olan pandemi sürecini, öğrenciler açısından daha çok zorlaştırmış ve çoğunlukla psikolojik ve belli ölçülerde fizyolojik sağlık kaybına yol açmıştır.

İnternet üzerinden gerçekleştirilen bilgi aktarım sürecinin tek taraflı niteliği, öğrencileri tartışma olanağından yoksun kılmakta ve öğrenim sürecinin öğretim görevlisinin anlatımından alınabilecek bilgiye indirgenmesine sebep olmaktadır. Mevcut üniversitelerde zaten kısıtlı olan özgür tartışma ortamı uzaktan eğitim ile birlikte sıfırlanmış, öğrenciler edilgen bir konuma itilmiş ve hoca otoritesi oldukça güçlenmiştir.

Planlanmadan ilerleyen bu eğitim süreci; altyapısı olmayan üniversitelerin eğitimi ertelemek zorunda kalmasına sebep olmaktadır. Uzayacak bir dönem, geleceğe dair planların ertelenmesine ve kişilerin kendi ayakları üzerinde durabileceği bir geleceği belirsizleştirmektedir.

Öğrencinin özel alanı olup olmadığı bilinmeden, internete erişimi sorgulanmadan, internete erişebilecek teknik araçlar sağlanmadan, süreç göz önüne alındığında öğrencilerin bakmakla yükümlü olduğu yaşlı, hasta, çocuk olma ihtimali es geçilerek ve hatta öğrencinin sağlık durumu kontrol edilmeden zorunlu tutulan dersler ve derslere katılım üzerinden yapılan puanlamalar; olması gereken kriz yönetiminden uzaklığımızın göstergesidir.

COVİD-19 pandemi süreci öncesi var olan öğrenciler arası fırsat eşitsizliği, bugün kendini en açık şekli ile ortaya koyarken sorumlular bu bariz gerçeği dikkate almamaya ve ancak herkesin eşit olduğu koşullarda faydalı olabilecek tedbirleri öne sürmeye devam etmektedir. Alınan tedbirlerin var olan eşitsizlikleri derinleştirdiği alenen görülmektedir.

  • Online Sınavlar

Devam eden eğitim sürecinin sınav ayağının nasıl bir şekil alacağı, büyük oranda aydınlatılmamış bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bazı üniversitelerde, henüz ders içeriği anlatılmayan dersler ile alakalı ödevler, sınav puanına denkleştirilmek üzere verilmektedir. Bazı üniversitelerin açıklamalarında ise sınavların karantina sürecinin bitimiyle yapılacağı belirtilmektedir. Fakat genel itibariyle üniversitelerin birçoğu, konuyla ilgili net bir cevap üretebilmiş değildir. Online sınav yapmaya başlayan üniversitelerde ise çeşitli arızi durumlarla (Halihazırda sınavların kendisi eleştiriye açıkken buna ek olarak 15 saniyede cevaplama şartı gibi sınav mantığına aykırı uygulamalarla sınavlar yapılması vb.) sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Karantina öncesinde zaten oldukça niteliksizleştirilen üniversitelerde bugün tabir-i caizse eğitimden uzak bir uzaktan eğitim uygulaması çalışmaları sürmektedir. Akademik süreç görünüşte bir şekilde ilerlemeye devam etse de esas sorun, memleketlerine dağılan ya da okuduğu şehirde kalmaya devam eden öğrenciler açısından hayatlarını devam ettirme sorunudur.

Karantina Süreci ile Birlikte Öğrenciler Açısından Yaşamın İdamesi

Öğrencilerin birçoğu normal koşullar altındayken bile bir yandan okumak bir yandan çalışmak zorundadır. Bu gerçeklik karantina sebebiyle evden çıkamaz durumdaki öğrencilerin yaşamlarının devamlılığını, kendilerini yeniden üretmeleri için gerekli imkanlara ulaşmalarını güçleştirmektedir. Üniversite öğrencileri, genelde istihdamın en güvencesiz noktasında, hizmet sektöründe çalışmakta ve bu sebeple bu gibi bir kriz anında en çok etkilenen gruplar arasında yer almaktadır. Hizmet sektörü kapsamındaki neredeyse bütün işletmelerin kapalı olması, yaşamak için çalışmak zorunda olan öğrenciler açısından gelirsiz kalmak anlamına gelmektedir. Ayrıca okulların kapatılması ile bazı okullarda kısmi zamanlı olarak çalışan öğrenciler gelirsiz kalmışlardır. Gelirsiz kalan ya da aylık 500 liralık KYK bursu ile geçinmek zorunda kalan öğrenciler için beslenme, barınma, ulaşım, iletişim ve kitaplara erişim gibi ihtiyaçların karşılanamama durumu ise birçok öğrencinin her gün deneyimlediği bir gerçek halini almıştır.

Pandemi süreci sebebiyle eğitimini uzatmak durumunda kalan öğrencilerin ödediği/ödeyeceği harçlar ve aldığı burslar ise gizemini koruyan diğer meseleler arasında yer almaktadır. Ne YÖK ne de üniversite yönetimleri tarafından açığa kavuşturulmayan bu belirsizlik, okurken bir yandan çalışmak zorunda olan çoğu öğrenci için hayati bir önem taşımaktadır. Söz konusu mağduriyetleri yaşayan öğrencilerden harç alınması, burslarının kesilmesi, yurt hakkı süresinin dolması vb. durumlar üniversitede eğitim alıyor olmayı yaşam savaşı vermekten farksız hale getirecektir. Ayrıca normal zamanlarda da ikinci öğretimlerin ödediği harçlar eşitsizlik doğurmaktadır. Bu süreçte birinci öğretimlerden farksız olarak online eğitime tabi tutulmaları, harç paralarını ödememelerini gerektirirken konuyla ilgili bir açıklama yapılmış değildir.

Bir diğer sorun ise ailelerinin yanına, memleketlerine dönen öğrencilerin koşullar sebebiyle kalamadıkları özel yurtların ve öğrenci evlerinin kirası meselesidir. Kiralar ve barınma politikaları bütün toplumu ilgilendiren kamusal bir durumdur. Kalınamayan evlerin ve özel yurtların kiralarının/aidatlarının ödenip ödenmeyeceği sorunu, mülk sahiplerinin tasarrufuna ve insafına bırakılamayacak kadar kritik bir meseledir.

Türkiye sınırları içerisinde yaşayan 7 milyon 740 bin üniversiteli öğrenci vardır. Ancak bu öğrenciler arasında yalnızca 700 bin civarı kişi Yükseköğrenim ve Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarda kalabilmektedir. Veriler arasındaki bu sayısal uzaklık, barınma ihtiyacının olağan koşullarda dahi olması gerektiği şekilde karşılanmadığının göstergesidir. Pandemi sebebiyle yurtlardan kaynaklı mağduriyetlerin boyutu ise 700 bin civarı öğrencinin bahsedilen problemlerle yüz yüze kaldığı düşünüldüğünde oldukça yüksektir.

Diğer Sorunlar

Karantina sürecinden önce özel üniversitelerde ve vakıf üniversitelerinde ödenen okul, servis ve yurt paralarının geri ödemeleri hala yapılmamıştır ve hatta bununla ilgili bir açıklama da henüz gelmemiştir. Ulaşılamayan hizmetler için öncesinde ödenmiş ücretler ne olursa olsun geri ödenmelidir.

Eğitime verilen aranın belirsiz bırakılması, öğrenci yurtlarının süreli veya süresiz kapatılması, öğrencilerin büyük bir kısmının çalıştığı hizmet sektöründeki yerlerin kapatılması, faaliyetlerinin denetlenmesi, sınırlandırılması birer olağanüstü hal tedbiri olduğundan kanunla düzenlenmesi gerekirken eşitlik ve güvenlikten uzak olan “Cumhurbaşkanlığı Kararı” ve “Bakanlık Genelgesi” ile düzenlenmesi öngörülebilirlik açısından sorun yaratmakta ve keyfiliği beslemektedir.

Karantina sürecinin ilk günlerinde umreden dönen insanların karantinaya alınması için gece saat 03:00 civarında KYK yurtlarının boşaltılması, tahliye sürecinde öğrencilerin birçok eşyasının içeride kalması ve taşıma ve başka bir yurda yerleştirme sürelerinde sağlıklarının riske atılması, üniversiteliler açısından karantina sürecinde yaşanmış en büyük sorunlardandır. Aradan geçen süreye rağmen söz konusu mağduriyeti yaşayan öğrencilerin sağlık durumları ve eşyalarının akıbeti konusunda, yönetim tarafından herhangi bir açıklama yapılmamıştır ve kamuoyu bilgilendirilmemiştir.

İlk ayın sonlarına doğru gelen iki günlük sokağa çıkma yasağının kamuoyuyla yasaktan iki saat önce paylaşılması, evlerine herhangi bir stok yapma olanağı bulamayan öğrencileri ve diğer tüm insanları ivedilikle sokağa çıkıp alışveriş yapmaya itmiş ve bu da halk sağlığını ciddi bir şekilde tehlikeye atmıştır.

Hastalığın bulaşmasını engellemek için en temel araçlardan olan maskelerin temininin devlet tarafından karşılanacağı açıklansa da bu açıklamayı izleyen birkaç gün içerisinde maske dağıtımı henüz gerçekleşmediği halde satışlar yasaklanmıştır. Halkın diğer tüm kesimleri gibi maskesini alamayan öğrenciler de temel ihtiyaçlarını giderme amacıyla dahi olsa evlerinden çıkamaz hale gelmiştir. Ayrıca tek kullanımlık maskelerin bir tanesinin en ucuz satış fiyatının 3-4 TL olduğu düşünüldüğünde, ellerine maske ulaşmayan öğrencilerin sağlığı hala görmezden gelinmektedir.

Pandemi sürecini sağlıklı atlatmanın en önemli koşullarından birinin de sağlıklı beslenme ve bağışıklık sistemini yüksek tutma olduğu bilinmesine rağmen kendisi işsiz kalan yahut geçimini sağlayan aile üyeleri işsiz kalan (yahut ücretsiz izne ayrılmak zorunda bırakılan) öğrencilerin beslenme sorunu da sorumlular tarafından bahse konu olmamıştır.

Dezenfektan veya kolonya fiyatları birçok öğrencinin karşılayamayacağı miktarda iken temel hijyen kiti temini konusunda hiçbir adım atılmamış, hatta gündeme dahi getirilmemiştir.

Pandemi sürecinde psikososyal destek; sonrasında ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzlukların önlenmesi, toplum düzeyinde ilişkilerin yeniden kurulması/geliştirilmesi ve etkilenenlerin güçlenmeleri açısından kritiktir. Bu noktada öğrencilere yönelik (toplumun geri kalanında olduğu gibi) herhangi bir destek sağlanmamış olmakla beraber öğrencilerin online olarak erişime açılan tiyatro, konser, kitap, makale gibi olanaklara ulaşması yukarıda bahsedildiği üzere internete erişim sıkıntısı sebebiyle mümkün olamamaktadır.

Bu süreçte ailelerinin yanına dönmek zorunda kalan kadın ve LGBTİ+ öğrenciler açısından artan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet biçimlerine karşı herhangi bir koruyucu önlem alınmamakla beraber bahsi dahi edilmemektedir.

YÖK 2019 verilerine göre engelli öğrenci sayısı 47.751 iken engelli öğrencilerin sorunlarını öncelemek bir yana gündem dahi edilmemiştir.

Gündelik çalışanların, işsizlerin, evsizlerin, mültecilerin ve genel olarak yoksulların durumu zerre kadar düşünülmeden yapılan evde kal çağrıları karşısında evde kalamadığını dile getiren insanların aldığı cevap, “geber” olmuştur.

İnsanlar, karantina koşullarında hayatta kalmaya çalışırken tam bir ekolojik yıkım olan Kanal İstanbul Projesi’nin ihaleleri yapılmaktadır ve aynı günlerde insanların cep telefonlarına yollanan “Biz bize yeteriz” mesajlarıyla para toplama kampanyaları yürütülmektedir.

Aynı zamanda sokaklarımızı, mahallelerimizi paylaştığımız diğer canlıların, sokakta yaşayan kedilerin ve köpeklerin insanlar karantinadayken aç kalmamaları için merkezi yönetimler tarafından herhangi bir uygulama gerçekleştirilmemektedir.

Meclisten “İnfaz Yasası” adıyla bilinen muhalifleri içeride tutmaya ve katil zanlılarını, tecavüz faillerini dışarı salmaya yarayacak kararlar çıkmaktadır. Muhalif kişilerin attığı tweetler bahane edilerek keyfi gözaltılar sürmekte ve ayrıca 70 bin öğrencinin ve onlarca profesyonel gazetecinin bulunduğu hapishanelerdeki tutuklular açısından uygun hijyen ortamı sağlanmamaktadır. Pandemi süreci fırsat bilinerek infaz yasasına getirilen değişikliklerin öğrenci siyasi tutsaklar açısından da infaz rejimine ters bir şekilde yeniden cezalandırma pratiği olduğu ortadadır. İnfaz düzenlemesinde aftan muaf tutulan “terör suçları”nın hangi suçları kapsadığının belirsiz olması ve ne kastedildiğine dair açıklamanın yapılmamış olması ile toplumsal muhalefete bir nevi göz dağı verilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda terör suçlarının yer almaması da bahsi geçen suçların muğlaklığını derinleştirmektedir. Buna ek olarak 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) yer alan terör tanımının belirsizliği de hak ve özgürlüklere getirilen keyfi kısıtlamaların önünü açmaktadır.

Ayrıca bu infaz yasasındaki değişiklik sonrasında şiddet faili insanların tahliye edilmesi ile birlikte, karantina koşulları altındaki evlerde kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik şiddetin arttığı verilerle desteklenen bir gerçek iken, iktidar tarafından konuyla ilgili herhangi bir düzenleme yapılmamaktadır.

Sonuç Yerine:

Karantina süreci beraberinde onlarca sorunu getirse de genel olarak sürecin yönetimi, Covid-19 pandemisinden çok önceden beri bir kriz içinde bulunan siyasal iktidarın el yordamıyla, deneye yanıla yöntemleriyle yürütülmektedir. Sürece dair güncel gelişmeler de ekranlara çıkan bakanların sınırlı açıklamaları veya bu bakanların sosyal medya üzerinden 280 karakterlik açıklamaları yoluyla, pek de şeffaf olmayan bir şekilde halkla paylaşılmaktadır. Son dakika alınan kararlar milyonlarca insanın sağlığını riske atmakta; pek çok işletmede işçilerin payına ya zorunlu çalıştırılma ya da ücretsiz izin düşmektedir. Serbest piyasa ekonomisinin ayakta kalmasını sağlamak uğruna, zorunlu olmayan sektörlerin çalışmaya devam etmesine, yüzlerce çalışanın bir arada bulunduğu fabrika ve inşaat alanlarının işler kalmasına izin verilmektedir. Çalışan, işten çıkarılan veya uzun süredir geçinmekte büyük zorluklar çeken üniversite öğrencileri açısından süreç aşılması gereken birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Sürecin kontrol altında olduğu izlenimi başından beri verilmeye çalışılsa da rapor boyunca bahsedildiği üzere aşılması gereken bu sorunlar ya görmezden gelinmiş ya da bu sorunların üzeri örtülmüştür.

Elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce yaşadıklarımızı rapor haline getirmeye çalıştık. Biliyoruz ki raporumuzda belirtmiş olduğumuz bütün sorunlar, yaşadığımız bütün sıkıntılar iktidarın süreci yönetememesiyle birlikte içerisinde bulunduğumuz sistemin, kapitalizmin getirdiği sorunlardır. Bu sorunları dillendirmekten vazgeçmeyecek ve yaşadıklarımızın kaynağı olan kapitalizme karşı da mücadele etmeye devam edeceğiz. Herkese sağlıklı günler diliyoruz.

*Raporu YouTube’dan da dinleyebilirsiniz.

Nisan 21, 2020


Tüm Hakları Saklıdır. © 2020 DİREN ÜNİVERSİTE